4 Temmuz 2017 Salı

Hasan Emre OKTAY "Doğruların Gizli Orduları Vardır" diyen; Yıllardır hak, hukuk, adalet, demokrasi ve fazilet mücadelesi veren: Gazeteci, Araştırmacı, Kanaat Önderi, Türk Düşünürü - Çilekeş Yazar,

HASAN EMRE OKTAY Hakkında;
"H. Emre Oktay, 27 Mayıs 1960 darbesinde  13 yaşındaydı. İstanbul Emniyet Müdürü olan babası Faruk Oktay Yassıada'ya götürüldü. Darbe mahkemesinde idamla yargılanacaktı. Sonuçları önceden kararlaştırılmış olan kurgu mahkeme daha başlamadan Faruk Oktay'ın ölüm haberi geldi. Babasının hangi şartlarda öldüğünü, daha doğrusu öldürüldüğünü ortaya çıkarmak için Hasan Emre Oktay uzun yıllar uğraştı, araştırdı.
H. Emre Oktay'ın kitabı, Yassıada ve darbe günlüklerinde yaşananları anlatıyor, büyük babam Celal Bayar, Adnan Menderes tüm DP milletvekillerinin götürüldüğü Yassıada'yı hissederek yazıya dönüştürüyor. Kendisine gönülden teşekkür ediyorum.”
Prof. Dr. Emine Gürsoy Naskali
HASAN EMRE OKTAY
"1947 yılında İstanbul Kalamış'ta doğdu. 13 yaşında iken ailesi ile birlikte, 27 Mayıs 1960 Darbesinin ve destekçilerinin acımasız davranışlarına muhatap oldu. Darbe öncesi İstanbul Emniyet Müdürü olan babası Faruk Oktay Yassıada'da sorgulamalar sırasında öldü???
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü, ICS Fitness and Nutrition Cerification... Ruh sağlığı amaçlı fitness programları organize etti. Ege Seramik AŞ. Paşabahçe Tic. Ltd. gibi şirketlerde çalıştı, bir süre de serbest çalıştıktan sonra 1996 yılında SSK'dan emekli oldu. Bu tarihten itibaren tüm çalışmalarını sosyal psikoloji ve yakın tarihimize yöneltti. 27 Mayıs darbesi ile ilgili anılarını 'Yassıada' adlı kitabında topladı. 27 Mayıs ve Yassıada yaşantısının öykü-belgesel tarzında 'Adnan Menderes Nasıl Öldürüldü' adlı kitabında okuyuculara sundu. 1950-60 DP dönemini ve 27 Mayıs Darbesinin içyüzünü 'Yalanlar Aldananlar ve 27 Mayıs' kitabında irdeledi. Çeşitli dergilerde ve TV yapımlarında DP dönemi, 27 Mayıs, Yassıada ve yakın tarihimize psikolojik açıdan bakan programları yayımlandı. Ayrıca 'Kıbrıs Sorunu', 'Ermeni Sorunu' adlı kitapları yayımlanmıştır.
İç Mimar Ülkü Oktay ile evli olan H. Emre Oktay'ın Nimet Zeynep Oktay adında bir kızı vardır. Halen İstanbul Fenerbahçe'de oturmaktadır.


AKİS MEDYA
TANITIM, REKLÂM, BASIM VE YAYINCILIK HİZMETLERİ LTD. ŞTİ.
Tel: 0 212 698 55 05

25 Şubat 2016 Perşembe

Merkez Yönetim Kurulu Asil Üyesi, Sayın Halûk KILÇIK Tarafından "Demokratlar Kulübü" ne Armağan Edilen Kitaplar, Ankara: 24 Şubat 2016


Demokrat Parti (DP) Gençlik Teşkilâtı Yayınları, No: 1 - 08 Ocak 1960
Demokratlar Kulübü Yayınları, No: 6 - Ali ESEN MİNKARİ
Demokratlar Kulübü Yayınları, No: 14 - Prof. Dr. Rıfkı Salim BURÇAK - R. Güner SARISÖZEN
Demokratlar Kulübü Yayınları, No: 17 (SON)
Prof. Dr. Mim Kemal ÖKE & Dr. Erol MÜTERCİMLER
Demokratlar Kulübü Yayınları, No: 01 - 17 & 1989-2000 Arası TAM LİSTE
Gazeteci - Yazar, NAZLI ILICAK

27 Mayıs 2015 Çarşamba

MENDERES’İN KEFENİ, İNÖNÜ’NÜN FRAĞI NACİ AKIN (MANİSA OLAY) 21 Mayıs 2015

MENDERES’İN KEFENİ, İNÖNÜ’NÜN FRAĞI
NACİ AKIN (MANİSA OLAY) 21 Mayıs 2015
            Rahmetli Menderes çok şık ve muntazam giyinirmiş, kruvaze ceketleri, kıyafetleriyle uyumlu kravat seçimleri, vakur duruşu, kibarlığı ve nezaketi ile izleyenleri etkileyen karizmatik bir kişiliğe sahipmiş. Muhalifleri bile onun bu duruşundan etkilenir, yüzüne karşı bir şey söyleme cesaretini gösteremezlermiş. İnternette bir arama yaptığınızda çoğunlukla onun bu tür kıyafetli resimlerini bulursunuz. Mitinglerde, halk arasında, açılış ve temel atma törenlerinde, meclis kürsüsünde, kabullerde ve hatta devlet törenlerinde bile bej, gri, açık kahve gibi açık tonlarda hatta bazen beyaz kıyafetle bol bol resimlerini görürsünüz. Onun Çakırbeyli çiftliğindeki resimlerinde bile kravatsız bir pozuna rastlamak mümkün değildir.
            İnönü’nün ise daha çok fraklı, koyu renk kıyafetli, melon, fötr ve silindir şapkalı resimlerini görürsünüz. İkisi arasındaki bu fark siyaset anlayışlarının da bir yansımasıdır adeta. İnönü askeri okulda yetişmiş, hep devletçi olmuş, sırtını bürokrasiye, oligarşiye dayayarak siyaset yapmış halkı çok fazla umursamamış, seçkinci bir politika izlemiştir. Menderes ise toprakla haşır neşir olmuş, halkın arasında yetişmiş bir taşra aydınıdır. Haliyle içinden çıktığı halkın ıstırabını dindirmeye yönelik politika izlemiş, Ankara’ya geldikten sonra dahi bürokrasiyle, oligarşiyle işi olmamış, geldiği kesimi hiç inkâr etmemiş bu giyim tarzına da yansımıştır.
            Bir de 27 Mayıs zalimlerinin, Menderes’i kamuoyunda küçük düşürmek için Yassıada’da çektikleri, Yassıada’ya getirilişi, İmralı’ya götürülüşü, pijamalı, hasta yatağında görüntüleri ile reklâm amaçlı meta zori çekildiği yüzlerdeki ifadelerden açıkça belli olan aile fotoğrafını görürsünüz. Bir de İmralı adasında yürekleri dağlayan boynunda katliam belgesinin asıldığı infaz fotoğrafları vardır ki o resmin her görüntülendiğinde 65 yaş üstü insanlarımız hatta onun davasına gönül vermiş gençlerin dahi gözü buğulanmadan izlemeleri mümkün değildir. Bu fotoğraf Cumhuriyet tarihimizin, demokrasi tarihimizin bir utanç vesikasıdır.
            Menderes’in idamından sonra dini vecibeler yerine getirilerek inancına uygun bir defin yapılmış mıdır? Orada bulunan savcısıyla, cellâdıyla, infaz memurları ve askerleriyle usule uygun bir cenaze namazı kılınmış mıdır? Orasını bilmiyorum, yayınlanan hatıratlarda, cezaevi müdürüyle, cellâdıyla yapılan röportajlarda bu konudan hiç bahsedilmemiş. Ancak bu cinayetin üzerinden tam 29 yıl geçtikten sonra 17 Eylül 1990 tarihinde Fatih Murat Paşa Camiinde bir milyona yakın insanın katıldığı tarihin en kalabalık cenaze töreni ardından Menderes, Zorlu ve Polatkan’ın naaşları Anıt Mezarlarına nakledildiler.
            O gün ben de rahmetli ağabeyim ve annemle birlikte oradaydım. İstanbul Valiliğinin Yassıada mezalimini yaşamış, eski Demokrat Parti milletvekilleri ve ailelerine verdiği “yakınları” ibareli isimliklerle ve özel otobüslerle camiye intikal etmiş ve cami avlusuna girebilmeyi başarmıştık. Musallaya konulan naaşların önünde saygı nöbetimizi yapmış ve son dualarımızı etmeye fırsat bulmuştuk. Sonra defin için gene aynı şekilde Anıt Mezara intikal ettik. Resmi Devlet töreni sona erip dönemin Cumhurbaşkanı merhum Turgut Özal tören alanından ayrıldıktan sonra defin işlemlerine geçildi. Bayrağa sarılı tabutlar mozolelerin bulunduğu anıtın altından alınarak alt kattaki defin mahalline indirildi. İçeriye aile efradından başka kimse alınmıyordu, ancak ağabeyim ve ben yakamızdaki kartların sayesinde bir yolunu bulup defin mahalline girdik zaten biz girdikten sonra da kapılar kapandı. Rahmetli Polatkan’ın evlatları bile güç bela defin başladıktan sonra girebildiler içeriye. İçeride aile efradı ve görevliler dışında sadece 5 sivil bulunuyorduk. Rahmetli Türker Sanal, DYP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Dülger, eski İstanbul AP milletvekili Recep Özel ve biz. Daha sonra merhum Aydın Menderesin isteğiyle bir kişi daha alındı içeriye. Sarıklı ve cüppeli bu zatın merhum Şeyh Nazım Kıbrızi olduğunu sonradan öğrendim. Defin işlemi tamamlandıktan sonra belki de hayatımda yaşadığım en önemli tanıklıklardan birini tamamlamış olmanın gururuyla oradan ayrıldık.
            Biz ayrılırken yüzbinler akın akın yeni gelebiliyorlardı anıt mezara. O gün orada Cumhurbaşkanı merhum Turgut Özal vardı, Başbakan Yıldırım Akbulut ve Kabinesi vardı, Ana Muhalefet Lideri Süleyman Demirel ve DYP’nin tüm üst düzey kadroları ve taşra teşkilatları vardı. Bugün AKP’de siyaset yapanlardan yalnızca, o gün ANAP’ta Akbulut kabinesinde görev yapan Meclis Başkanı Sayın Cemil Çiçek vardı. Erbakan ve Refah Partisinden bugün AKP milletvekili olanlar dahil hiç kimse yoktu, İstanbul İl Başkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan da yoktu. SHP lideri Erdal İnönü de yoktu ama “Devletle milletin barışması için önemli bir fırsattır” yönündeki beyanıyla töreni desteklediğini belirtiyordu.
            Menderes’i ve İnönü’nün kıyafetinden nereye geldik diyebilirsiniz. Bugün birileri çıkıp başkalarına 27 Mayısta neredeydiniz diye soruyorsa, Menderes’in kefeni üzerinden siyaset kurgulayıp, hür basına gözdağı verilmek isteniyorsa bizim de çıkıp kim neredeydi diye açıklamada bulunmak hakkımızdır. Rahmetli Türkeş ve arkadaşlarının Yassıada mahkemelerine ve idamlara karşı olduklarını biliyoruz ve sırf bu yüzden Milli Birlik Komitesinden tasfiye edildiklerini de biliyoruz. Rahmetli İnönü’nün son bir umutla kendisini ziyarete gelen Berin Menderes’e “bunlar çıldırmışlar ben bile söz geçiremiyorum” dediğini de biliyoruz. Hatta son anda Menderes’in idamını durdurmak amacıyla aranan Yassıada komutanı Tarık Güryay’ın “infaz gerçekleşti” diyerek yalan söylediğini ve göz göre, göre cinayet işlediğini de biliyoruz.
            Geçmiş, geçmişte kalmıştır, Sayın Kılıçdaroğlu Menderes’in anıt mezarını ziyaret ederek partisinin geçmişiyle yüzleşmesini bilmiş, ülkenin normalleşmesi devletle milletin barışması için adım atmıştır. Ne Menderes ailesinin ne diğer mazlum ve mağdur ailelerinin, ne demokratların öç alma duygusu yoktur. Tek istedikleri ülkelerinin refah ve saadeti, demokrasinin tüm kurum ve kurallarıyla işlemesi, toplumsal huzurun sağlanmasıdır.
Zamanında Sayın Tansu Çiller “ipim cebimde geziyorum” demiştir ama o hem 27 Mayıs, 12 Mart ve 12 Eylül darbelerine muhatap olan bir siyasi geleneğin temsilcisi ve hem de bizzat 28 Şubatın mağduru olarak söylemiştir. Bu gün Menderes’in kefeni üzerinden siyaset yapmaya kalkışmak onun aziz hatırasına en büyük kötülüğü yapmak demektir.
Kalın sağlıcakla.