25 Şubat 2016 Perşembe

Merkez Yönetim Kurulu Asil Üyesi, Sayın Halûk KILÇIK Tarafından "Demokratlar Kulübü" ne Armağan Edilen Kitaplar, Ankara: 24 Şubat 2016


Demokrat Parti (DP) Gençlik Teşkilâtı Yayınları, No: 1 - 08 Ocak 1960
Demokratlar Kulübü Yayınları, No: 6 - Ali ESEN MİNKARİ
Demokratlar Kulübü Yayınları, No: 14 - Prof. Dr. Rıfkı Salim BURÇAK - R. Güner SARISÖZEN
Demokratlar Kulübü Yayınları, No: 17 (SON)
Prof. Dr. Mim Kemal ÖKE & Dr. Erol MÜTERCİMLER
Demokratlar Kulübü Yayınları, No: 01 - 17 & 1989-2000 Arası TAM LİSTE
Gazeteci - Yazar, NAZLI ILICAK

27 Mayıs 2015 Çarşamba

MENDERES’İN KEFENİ, İNÖNÜ’NÜN FRAĞI NACİ AKIN (MANİSA OLAY) 21 Mayıs 2015

MENDERES’İN KEFENİ, İNÖNÜ’NÜN FRAĞI
NACİ AKIN (MANİSA OLAY) 21 Mayıs 2015
            Rahmetli Menderes çok şık ve muntazam giyinirmiş, kruvaze ceketleri, kıyafetleriyle uyumlu kravat seçimleri, vakur duruşu, kibarlığı ve nezaketi ile izleyenleri etkileyen karizmatik bir kişiliğe sahipmiş. Muhalifleri bile onun bu duruşundan etkilenir, yüzüne karşı bir şey söyleme cesaretini gösteremezlermiş. İnternette bir arama yaptığınızda çoğunlukla onun bu tür kıyafetli resimlerini bulursunuz. Mitinglerde, halk arasında, açılış ve temel atma törenlerinde, meclis kürsüsünde, kabullerde ve hatta devlet törenlerinde bile bej, gri, açık kahve gibi açık tonlarda hatta bazen beyaz kıyafetle bol bol resimlerini görürsünüz. Onun Çakırbeyli çiftliğindeki resimlerinde bile kravatsız bir pozuna rastlamak mümkün değildir.
            İnönü’nün ise daha çok fraklı, koyu renk kıyafetli, melon, fötr ve silindir şapkalı resimlerini görürsünüz. İkisi arasındaki bu fark siyaset anlayışlarının da bir yansımasıdır adeta. İnönü askeri okulda yetişmiş, hep devletçi olmuş, sırtını bürokrasiye, oligarşiye dayayarak siyaset yapmış halkı çok fazla umursamamış, seçkinci bir politika izlemiştir. Menderes ise toprakla haşır neşir olmuş, halkın arasında yetişmiş bir taşra aydınıdır. Haliyle içinden çıktığı halkın ıstırabını dindirmeye yönelik politika izlemiş, Ankara’ya geldikten sonra dahi bürokrasiyle, oligarşiyle işi olmamış, geldiği kesimi hiç inkâr etmemiş bu giyim tarzına da yansımıştır.
            Bir de 27 Mayıs zalimlerinin, Menderes’i kamuoyunda küçük düşürmek için Yassıada’da çektikleri, Yassıada’ya getirilişi, İmralı’ya götürülüşü, pijamalı, hasta yatağında görüntüleri ile reklâm amaçlı meta zori çekildiği yüzlerdeki ifadelerden açıkça belli olan aile fotoğrafını görürsünüz. Bir de İmralı adasında yürekleri dağlayan boynunda katliam belgesinin asıldığı infaz fotoğrafları vardır ki o resmin her görüntülendiğinde 65 yaş üstü insanlarımız hatta onun davasına gönül vermiş gençlerin dahi gözü buğulanmadan izlemeleri mümkün değildir. Bu fotoğraf Cumhuriyet tarihimizin, demokrasi tarihimizin bir utanç vesikasıdır.
            Menderes’in idamından sonra dini vecibeler yerine getirilerek inancına uygun bir defin yapılmış mıdır? Orada bulunan savcısıyla, cellâdıyla, infaz memurları ve askerleriyle usule uygun bir cenaze namazı kılınmış mıdır? Orasını bilmiyorum, yayınlanan hatıratlarda, cezaevi müdürüyle, cellâdıyla yapılan röportajlarda bu konudan hiç bahsedilmemiş. Ancak bu cinayetin üzerinden tam 29 yıl geçtikten sonra 17 Eylül 1990 tarihinde Fatih Murat Paşa Camiinde bir milyona yakın insanın katıldığı tarihin en kalabalık cenaze töreni ardından Menderes, Zorlu ve Polatkan’ın naaşları Anıt Mezarlarına nakledildiler.
            O gün ben de rahmetli ağabeyim ve annemle birlikte oradaydım. İstanbul Valiliğinin Yassıada mezalimini yaşamış, eski Demokrat Parti milletvekilleri ve ailelerine verdiği “yakınları” ibareli isimliklerle ve özel otobüslerle camiye intikal etmiş ve cami avlusuna girebilmeyi başarmıştık. Musallaya konulan naaşların önünde saygı nöbetimizi yapmış ve son dualarımızı etmeye fırsat bulmuştuk. Sonra defin için gene aynı şekilde Anıt Mezara intikal ettik. Resmi Devlet töreni sona erip dönemin Cumhurbaşkanı merhum Turgut Özal tören alanından ayrıldıktan sonra defin işlemlerine geçildi. Bayrağa sarılı tabutlar mozolelerin bulunduğu anıtın altından alınarak alt kattaki defin mahalline indirildi. İçeriye aile efradından başka kimse alınmıyordu, ancak ağabeyim ve ben yakamızdaki kartların sayesinde bir yolunu bulup defin mahalline girdik zaten biz girdikten sonra da kapılar kapandı. Rahmetli Polatkan’ın evlatları bile güç bela defin başladıktan sonra girebildiler içeriye. İçeride aile efradı ve görevliler dışında sadece 5 sivil bulunuyorduk. Rahmetli Türker Sanal, DYP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Dülger, eski İstanbul AP milletvekili Recep Özel ve biz. Daha sonra merhum Aydın Menderesin isteğiyle bir kişi daha alındı içeriye. Sarıklı ve cüppeli bu zatın merhum Şeyh Nazım Kıbrızi olduğunu sonradan öğrendim. Defin işlemi tamamlandıktan sonra belki de hayatımda yaşadığım en önemli tanıklıklardan birini tamamlamış olmanın gururuyla oradan ayrıldık.
            Biz ayrılırken yüzbinler akın akın yeni gelebiliyorlardı anıt mezara. O gün orada Cumhurbaşkanı merhum Turgut Özal vardı, Başbakan Yıldırım Akbulut ve Kabinesi vardı, Ana Muhalefet Lideri Süleyman Demirel ve DYP’nin tüm üst düzey kadroları ve taşra teşkilatları vardı. Bugün AKP’de siyaset yapanlardan yalnızca, o gün ANAP’ta Akbulut kabinesinde görev yapan Meclis Başkanı Sayın Cemil Çiçek vardı. Erbakan ve Refah Partisinden bugün AKP milletvekili olanlar dahil hiç kimse yoktu, İstanbul İl Başkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan da yoktu. SHP lideri Erdal İnönü de yoktu ama “Devletle milletin barışması için önemli bir fırsattır” yönündeki beyanıyla töreni desteklediğini belirtiyordu.
            Menderes’i ve İnönü’nün kıyafetinden nereye geldik diyebilirsiniz. Bugün birileri çıkıp başkalarına 27 Mayısta neredeydiniz diye soruyorsa, Menderes’in kefeni üzerinden siyaset kurgulayıp, hür basına gözdağı verilmek isteniyorsa bizim de çıkıp kim neredeydi diye açıklamada bulunmak hakkımızdır. Rahmetli Türkeş ve arkadaşlarının Yassıada mahkemelerine ve idamlara karşı olduklarını biliyoruz ve sırf bu yüzden Milli Birlik Komitesinden tasfiye edildiklerini de biliyoruz. Rahmetli İnönü’nün son bir umutla kendisini ziyarete gelen Berin Menderes’e “bunlar çıldırmışlar ben bile söz geçiremiyorum” dediğini de biliyoruz. Hatta son anda Menderes’in idamını durdurmak amacıyla aranan Yassıada komutanı Tarık Güryay’ın “infaz gerçekleşti” diyerek yalan söylediğini ve göz göre, göre cinayet işlediğini de biliyoruz.
            Geçmiş, geçmişte kalmıştır, Sayın Kılıçdaroğlu Menderes’in anıt mezarını ziyaret ederek partisinin geçmişiyle yüzleşmesini bilmiş, ülkenin normalleşmesi devletle milletin barışması için adım atmıştır. Ne Menderes ailesinin ne diğer mazlum ve mağdur ailelerinin, ne demokratların öç alma duygusu yoktur. Tek istedikleri ülkelerinin refah ve saadeti, demokrasinin tüm kurum ve kurallarıyla işlemesi, toplumsal huzurun sağlanmasıdır.
Zamanında Sayın Tansu Çiller “ipim cebimde geziyorum” demiştir ama o hem 27 Mayıs, 12 Mart ve 12 Eylül darbelerine muhatap olan bir siyasi geleneğin temsilcisi ve hem de bizzat 28 Şubatın mağduru olarak söylemiştir. Bu gün Menderes’in kefeni üzerinden siyaset yapmaya kalkışmak onun aziz hatırasına en büyük kötülüğü yapmak demektir.
Kalın sağlıcakla.          

25 Nisan 2015 Cumartesi

Avukat Ertuğrul MAT, KİTAP ::: "Demokrasi Yolunda Karınca Misali" Cilt: I & II,

Avukat Ertuğrul MAT, KİTAP ::: "Demokrasi Yolunda Karınca Misali" Cilt: I & II,
SEVGİLİ KARIM FATOŞ’A
“Sen olmasaydın ben yanlışta kalırdım,
sen olmasaydın ben günahta kalırdım;
sen olmasaydın ben karanlıkta
kalırdım; sen olmasaydın ben hayatın
dışında kalırdım.”  derdim.
Tanıştığımız ilk günden beri, birbirimizin elini hiç bırakmamıştık. Sonra sen beni incitmemeye çalışarak yavaş yavaş elini avucumun içinden çekip “Hakka yalnız yürünür “ dedin. Ve beni karanlıkta bıraktın. Yolun Allah’ın rahmetiyle dolsun, yardımcın hazreti Muhammedin şefaati, menzilin cennetin kapısı, kavuşmamız yakın olsun. Birbirini seven iki kişiden birinin ölmesi, önden gidip diğerini beklemesidir.
ERİŞİM, İLETİŞİM, VE "KİTAP İSTEK" BİLGİLERİ
BU KİTAP "TARİHE NOT DÜŞMEK İÇİN" YAZILMIŞTIR. BU NEDENLE ÜCRETSİZDİR
Ertuğrul MAT, Avukat - 14. Dönem Bursa Milletvekili
                 Nasuh Akar Mahallesi 1407. Sokak, Dostlar Sitesi A-Blok, No: 5/15 - Kat: 1                  06520 - Çankaya / ANKARA
TEL:  0312 28512 51  -  FAKS:  0312 286 63 25
GSM:  0 532 261 99 90  -  e.MAİL:  ertugrulmat@gmail.com
SUNUŞ
Bu kitapta, son elli yılın Bursa’sından, Bursa’nın politik yapısından, bazı Bursalı politikacı çehrelerinden kesitler bulacaksınız. Bursa’da 1962’de başlayan demokrasi yolculuğumuzun hikâyesini, tabii ki kendi görüş ve yorumlarımızla anlatmaya çalışacağız. 27 Mayıs ihtilâlinden sonra 1961 de başlayan seçimlerden bugüne, demokrasiye ulaşmaya çalışıyoruz. Kâbe’ye doğru yola çıkan karınca misali, tam demokrasiye ulaşmanın kolay olmadığını bile bile bu yola çıkmış, bu yolda ölmeyi göze alınışın hikayesidir bu.
İnsanların geçmişlerine projektör tutulmasından hoşlanmadıklarını, kendimden biliyorum. Bu yüzden  geçmişteki son elli yıla tutulan projektörün aydınlattığı olayların, sadece bazı dostların veya bazı karşıtların çehresini değil; aynı zamanda,  ayna karşısında gördüğüm  çehrenin geçmişini de aydınlatıp, bana göstermesini  istedim.
Avukat Ertuğrul MAT, 14. Dönem Bursa Milletvekili
Politika sadece partiler arası bir kavga değil, aynı zamanda parti içi bir kavgadır da. Bu yüzden değirmen  gibi dost ve dostluk öğütür. Beraber yola çıktıklarınızla, yolun sonunda, bir gün yarışmak mecburiyetinde kalır; kazanma ve daha öne geçme hırsıyla politikanın gereği gibi görünen şeyin, karakteriniz, ahlaki kurallarınız ve inançlarınız üzerinde ne kadar tahripkâr bir tesir icra ettiğini, o projektörün  aydınlattığı  sizin ve arkadaşlarınızın geçmişinde görürsünüz.
Politikada yaşadıklarımız anlatılırken bazı eski dostlara haksızlık yaptığımızı düşünmeyiniz; niyetimiz Onların veya bazı karşıtlarımızın hatıralarını zedelemek değil. Çünkü anlatılan, politikacının kirliliği değil; politikanın insan karakterleri üzerindeki tesirleridir.
Yarım asrı aşan bu süreç içinde Bursa’yı parlamentoda temsil etmek şerefine 135 milletvekili ve 8 senatör ulaşmıştır.  Lütfen bir düşününüz, kaçını hatırlıyorsunuz? Unutmayınız,  hatırlananlar, iz bırakanlardır. Bana göre, 1980 öncesinden İhsan Sabri Çağlayangil, Şeref Kayalar,  Ahmet Türkel, Mehmet Turgut, Kasım Önadım, Cemal Külahlı,  Barlas Küntay,  Sadrettin Çanga, İbrahim Öktem. 1980 sonrası dönemden ise, Turhan Tayan, Cavit Çağlar, Mehmet Gazioğlu,  Abdülkadir Çenkçiler,  Fethi Akkoç, Ertuğrul Yalçınbayır, Faruk Çelik ve Bülent Arınç iz bırakanlardandır.
Politikada, parti içi mücadele dengelerinin neticesinde, bazıları parlamentoya birkaç dönem gitmek fırsatı bulurlar. Ama renksiz oldukları için iz bırakmazlar.  Az seçilenlerden bazıları da, Kemal Paşazadenin Yavuz Sultan Selim için söylediği gibi,“ikindi güneşi gibi,  ömürleri az,  gölgeleri uzun ” olanlardır. Tarih çok seçilenleri değil, iz bırakanları yazar.
“ Ya sen? ” diyecek olursanız. Bilmiyorum...
Avukat Ertuğrul MAT, 14. Dönem Bursa Milletvekili
Bazen kendi kendime, “ Eğer  parlamentodan ayrılmandan tam kırk sene sonra, Bursa basının Erdal Özdür,  Ahmet Emin Yılmaz, Dr. Murat Kuter gibi usta kalemleri senden  bahseden yazılar yazıyorsa   “diye düşünüyor, mutlu oluyorum . Bazen de , “ Bursa Ansiklopedisini yazmak iddiasını taşımış bir kalem, ‘Ertuğrul Mat-Avukat-Bursa Milletvekili-Emlakçı-Silahlı saldırıya uğradı-Yaralandı. 20 Ağustos 1975'te Hürses 'i yayımlamaya başladı 16 Şubat 1976'da gazetesinin adını “Milletindir Hakimiyet olarak değiştirdi’ diye yalan yanlış hatırlıyor, seni emlakçı Necati Sevinç ve çıkarmaya çalıştığı gazetelerle karıştırıyorsa;  Millet Gazetesini de, sadece Kamil Koç’un  bir gazetesi olarak yazıyor, ilk yazısı  15 Haziran 1962’ de neşredildikten sonra on seneye yakın bir zaman köşe yazısı yazmış, siyasi polemiklere imza atmış, Mehmet Ohri’den sonra yaşayan en yaşlı  basın mensubu olmana rağmen gazeteci sayılmıyorsan , ‘Mutlu olmaya hakkın yok ‘ diyor ve hayıflanıyorum. Sonra arkama dönüyor, gölgeme bakıyorum; gördüklerimi, size de bu kitapta  gösterebilirsem, Ertuğrul Mat’ın gölgesinin uzun mu, kısa mı olduğuna kendiniz karar verirsiniz. Saygılarımla., Ertuğrul MAT
Avukat Ertuğrul MAT
BURSA GÜNLERİ
Bursa’da Kendime Yeni Bir Siyaset Dünyası Kuracaktım...
Askerlikten tezkere alıp İstanbul’a döndüğümde, Yassıada davaları devam ediyordu. Siyaset arkadaşlarımın bir çoğu ya Balmumcu’ ya tıkılmış,  ya da memleketlerinde soluğu almışlardı. İstanbul’da yapayalnız kalmıştım. Oysaki siyaset yalnız yapılmazdı.
Ben de Sezar’ın, “ Roma’da üçüncü olmaktansa, Galya’da birinci olurum” sözünü hatırlamış, Bursa’ya gitmeye karar vermiştim. Orada kendime yeni bir dünya kuracak,  yeni, mücadele arkadaşları edinecektim. Bursa’da teyzemler ve dayımlardan başka kimseyi tanımıyordum. Kader bu ya, teyzemin çocukları Adalet Partisi’ni,  dayımın çocukları da CHP’ni tutuyorlardı.
Teyzemin oğlu Recep Barışıcı hayata pozitif bakar,  insana enerji verirdi. Bursa’da siyasi ve adli dünyada yer almamda çok tesiri olmuştu. Siyasetle fiilen ilgilenmezdi amma,  siyaset dışı hayata bakışımız birbirine çok benzerdi. Aşka inanır,  “ aşk için yaşanır” diyen romantiklerdendik. Bu inançlarımızla mutluluğu da yakalamıştık. . Teyzemin diğer oğlu Rüştü o günlerde İstanbul’da okuyordu. İlerde siyasetle meşgul olacak, Bursa Belediyesi ve Bursa Ticaret Odası Meclis’lerinde kendisine saygın bir yer edinecekti.
Avukat Ertuğrul MAT,
Dayımın büyük oğlu Nurettin Ağabey hem CHP içinde bir ağırlığa sahipti,  hem de CHP’yi tutan Yeni Ant Gazetesinde Bedii Faik, Doğan Nadi tarzında bir iki cümlelik küçük fıkralar yazardı. Bursa günlerimde dayızadelerimle sık sık bir araya gelir,  aile bağlarının siyaseti dışarıda bırakan gücüyle güzel anlar yaşardık.
O zamanlar Bursa’da ipek kozaları vardı. Zamanı gelince Koza Han’da kozalar sergilenir,  bir nevi koza borsası kurulurdu.
İpek böceği(tırtıl) kozasını ördükten sonra, kozayı parçalayıp dışarı çıkar. Koza parçalanınca ipek iplikleri ziyan olur. Bunun için ipek böceğinin (tırtılın) kozayı parçalamasına imkân vermeden, kozalar sıcak suya atılıp içindeki ipek böceği öldürülür. Ben de bir dut yaprağındaki tırtıl gibi, tek başıma Bursa’da siyasi kozamı örecektim. Önemli olan, politikanın kaynayan kazanında yanmadan, ördüğüm kozadan çıkıp Bursa politikasında yer almaktı.
Bu kitapta,  tek başına siyasi kozasını örmeye çalışan genç bir avukatın “ Bursa Günlerini”  okuyacaksınız.
“ Bursa’da zaman”  sadece “ Eski bir cami avlusu” nda oturmak ve “ Mermer  şadırvanda şakırdayan “  su sesini dinlemekle geçmemişti. Parti içi kavgalar,  yakanıza yapışan savcılar,  sırtınızı yere yapıştırmaya çalışan yazarlar,  en mühimi de,  dost bildiklerinizin sırtınıza sapladığı “ kara saplı bıçaklar” vardı bu zaman dilimi içinde. 
Bitmeyen bir saygı ve ve bitmeyen bir aşk!.
Erdal ABİ
erdalozdur@bursahakimiyet.com.tr
Sevgili Karım Fatoş'a
Sen olmasaydın ben yanlışta kalırdım, sen olmasaydın ben günahta kalırdım; sen olmasaydın ben karanlıkta kalırdım; sen olmasaydın ben hayatın dışında kalırdım.
Fatoş'um;
Birbirimizi tanıdığımız günden beri, birbirimizin elini hiç bırakmadık. Sonra sen beni incitmemeye çalışarak yavaş yavaş elini avucumun içinden çekip, "Hakka yalnız yürünür" dedin.
Yolun Allah'ın rahmeti ile dolsun, yardımcın Hazreti Muhammed'in şefaati, menzilin cennetin kapısı, kavuşmamız yakın olsun.
1962 yılı benim hayatımın en güzel hadiseleri ile doludur. 15 Haziran 1962'de Bursa Hakimiyet'te ilk köşe yazım çıkmış, 2 Aralık 1962'de Bursa'da stajımı bitirip yazıhane açmış ve avukatlığa başlamıştım.
Ve bunlardan daha da önemlisi 12 Aralık 1962'de Fatoş'la tanışmıştım.
Artık sadece gazeteye makale yazmıyor, İstanbul Laleli'deki Güneş Kız Talebe Yurdu'nda kalan Tıp Fakültesi talebesi Fatoş'a da mektuplar yazıyordum.
Avukat Ertuğrul MAT, 14. Dönem Bursa Milletvekili
O zamanlar, şimdiki gibi cep telefonları, 'Seni seviyorum' diye atılan SMS'ler yoktu. Heyecanla beklenen postacılar vardı.. Postacının uzattığı mektup zarfını görünce yüzlerde açılan güller ve açılan mektuptaki okunan her satırın, her kelimenin, her harfin mutlu ettiği gönüller vardı.
Hala duruyor o mektuplar ama açıp tekrar okuyamıyoruz.
Çünkü hergün birbirimize söyleyecek, bugüne kadar  hiç söylemediğimiz yeni sözler buluyoruz.
Bundan da hiç usanmadık. O mektuplar bir daha açılmadan, bizimle birlikte ebediyete intikal edecek."
Üstte okuduğunuz bu duyarlı satırlar doruklarda yaşanan ve bitmeyen bir sevgi ve saygının kahramanlarından olan, yıllar   öncede Hakimiyet Gazetesi'ndeki köşe yazılarıyla büyük ses getiren, 14. Dönem Adalet Partisi Bursa Milletvekili avukat Ertuğrul Mat'ın anılarını yazdığı kitabında yer alacak..
Mat'lar  yaşam ve mücadeleleriyle çevreye örnek mutlu bir çiftti.
Ertuğrul Mat, bir anı kitabı yazıyor..
Fatma MAT & Ertuğrul MAT
BASIN KARTI
Kitap bitmek üzereyken eşi vefat etti. Şimdi kitabın ilk sayfasında yer alacak üstteki bu yazı da sevgili eşi rahmetli Fatma Mat'a bir ithaf...
Ertuğrul Mat, Hakimiyet Gazetesi'ndeki köşe yazarlığından sonra yakın dostu Ahmet Cenkçiler'le satın aldığı Millet Gazetesi'nde de başyazarlık yaptı. Eşi rahmetli Fatma Mat gazetenin Yazı İşleri Müdürlüğü'nü üstlenmişti..
Fatma Mat, Bursa'da bir gazetenin 'ilk kadın yazı işleri müdürü' olarak sorumluluk üstlendi. Günlük gazete, Bursa'da ilk kez 6 sayfa yayınlanan etkin bir yayın organı   olmuştu.
Millet Gazetesi'nde çalıştığım dönemlerde benim de Yazı İşleri Müdürlüğümü yapan Fatma Mat son derece mütevazı yapısıyla büyük bir saygı, sevgi görürdü.
Bursa basınında 'ilk kadın yazı işleri müdürlüğü' yapan Fatma Hanım eşinin milletvekili seçilmesiyle başkente taşındı ama Bursa'da çeşitli sosyal yardım kuruluşlarında görev yaptığı arkadaşlarını unutmadı. Ertuğrul Mat'a ve tüm tanıyanlarına başsağlığı diliyorum.  Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun...